Archive for April, 2010
Pencerelerden Bakmak
April 30th, 2010 • Blog
Tags: gönül, insanlık, medeniyet, pencere, pencereler, pencerelerden bakmak, vicdan, vicdan aynası
Aslında her zaman kafamda bir konu varken yazı yazarım böylece akıcı olur ancak bugün pek karmaşık, pek belirsiz bir konu hakkında yazıyorum… Kafamda ne var acaba bilmiyorum. Ancak bir şeyler olduğunu biliyor gibiyim. Bu yüzden hemen yazmaya koyuldum. Pencerelerden bakmak! Soyut ve somut anlamda da kullanılan bir şey. Nedir pencerelerden bakmak? Kafamda soru işareti oluştu, açıkçası. Pencereler, hayatı ince şeffaf bir cam ile ayıran o pencereler… kimisi bulanıktır belli etmez, kimisi kübisttir, kimisi renklidir. Kimiside ayna gibi yansıtır bizi. Görmek istediğimiz şeye yöneldiğimizde kendimizi görürüz, bize adeta “aradığın şey içinde” der o yansıtan camlar. Pencerelerin camsız olanları da vardır. Kırılmış, çatlamış olanları da. Dışarıya bakmak isteriz, gerek evde, gerek iş yerinde, gerek okulda, gerek arabada. Bir yerde dışarıya bakmak isteriz. Bu yüzden açarız camları, havalandırmak isteriz yaşadığımız ortamı hemen açarız camı. Kimi zaman açar üşürüz, kimi zaman çok sıcak olduğu için açarız. Kapıdan daha önemlidir aslında camlar. Pencereler çok daha önemlidir.
Rüyalarda Yaşamak
April 29th, 2010 • Blog
Tags: avrupa, kabus, orta çağ, rüya, rüyalar, türk-islam
Her gün başımızdan geçen bin bir olayın etkisine giriyoruz ve bunlar bir yerde bir şekilde gözümüzün önüne gelmek zorunda. Değişik bir şekilde veya aynı görünümde. Pişmanlıklar, vicdan azapları, mutluluklar, heyecanlar, acılar, üzüntüler, korkular bir şekilde. Bizi mutlu eden, sonu mutlu biten rüyalara, tatlı rüya, kötü biten, acı çektiren, ürkütenlere ise kabus demiş insanoğlu. Hatta rüyalar öyle etkilemiş ki bazılarını, rüyalar yüzünden savaşlar, ölümler ve bazende barışlar ortaya çıkmış. Kimisi rüyasında öleceğini görmüş, herkese iyi davranmış, kimisi rüyasında gerçekleri görmüş, yalandan kaçınmış.
28 Nisan 2010
April 28th, 2010 • Blog
Tags: 28 nisan, anahtar, mutluluk, sorumluluk, sorun, üzülmek
28 nisan! Acaba dünyada kaç kişi için bugün önemlidir. Kimisinin doğum günü, kimisinin evlilik yıl dönümü, kimisinin çocuğu olduğu gün, kimisinin ilk öpüldüğü, sevildiği gün, kimisi için bir başka bir şey.. Ama tabi kimisi için sevdiğini kaybettiği, soğuk mezar taşına yazıldığı, boşandığı, ayrıldığı, kaçtığı ve acısını ifade eden tarih. Günler böyledir. İnsanlar onlara anlamlar kazandırır. O güne ulaştıran diğer günler, sürecin asıl başlangıcı önemsizdir. Sadece kesin sonucun kazandığı gün önemlidir. 28 nisan! Bir filmin, bir albümün, bir konserin, bir resim galerisinin açıldığı, izlendiği, dinlendiği gün. İstifaların ve iş başvurularının olduğu gün. Ölümün ve doğumun iç içe olduğu gün. İnsanlar için günler önemlidir. Takvimler. Çünkü onlar insanlar içindir. Şimdi şu yaşlı evrene sorsak, 28 nisan diye, size hiçbir şey demez. Onun için anlamsız olan başka insanlar için çok önemlidir. Bir şey olmuştur ya da olmamıştır. Ve her an olabilir. Bugün size önemsiz gelen bugün belki bir beş yıl sonra çok ama çok önemli olabilir. O yüzden yılında burada çok büyük önemi var. 28 nisan 2010, saat 10:16-17, öğleden önce.
Televizyon Aptallaştırır mı?
April 27th, 2010 • Blog
Tags: aptallaştırmak, televizyon, televizyon piyasası
Böyle bir soru sorsalar inanın ne cevap vereceğimi dahi düşünemem. Çünkü öyle çelişkili, öyle tehlikeli ve cevapsız bir soru ki bu. Evet gerçekten cevapsız. Ama soruyu sordukça kafamda belli cevaplar oluşuyor. Kesin cevaplar değil ama kullanımına göre değişir. Evet televizyonu bir kullanması bilinse dünya değişir. İnsanları etkilemekten bahsediyorum, beyinlerini yıkamaktan değil! Ancak şu aralar gördüğüm daha doğrusu ailemden birisinin açtığı anda gözüme takılan birkaç yayında “aptallaştırma”ya yönelik bir vurgu olduğunu seziyorum. Haber bülteni olarak, NTV’yi takip etmiyorum artık. Eskiden NTV’yi takip eder, onu izlerdim ancak artık eskisi kadar kimseye, hele hele “habercilere” güvenmiyorum. Bunun NTV ile bir ilgisi yok en tabi ancak NTV içinde diğer kanallara yaptığım bir ayrım yapmıyor-dum. Çünkü çok uzun zamandır televizyon izlemiyorum. Bu zaman ilk 2006 yılında, blog yazarlığına başladığım zamandan başladı, bilgisayar ilk geldiğinde, sonra 2007,2008,2009 ve 2010 ile artık hiç izlemediğim bir istatistik olarak karşımda. İzlemiyorum ve inanın sesini dahi duyduğumda rahatsız oluyorum. Hemen kapatıp, müzik açıyorum. Hatta sesi sona kadar açıyorum müziğin, bazen kulaklarımda ağır bir acı bile hissettiğim oluyor ama televizyon sesinin başıma verdiği etkiden kat ve kat iyidir.
Nerede Bu Film, Müzik Marketleri Nerede Bu Kitapçılar!
April 27th, 2010 • Blog
Tags: cumhuriyet, film, kitapçı, laiklik, magazin programları, müzik marketi, televizyon
Her adım başı bir lokanta, ayakkabı dükkanı, pahalı kıyafetler satan mağazalar, kafeler, barlar! Peki nerede bu Film, Müzik ve Kitapçılar? Neredeler? Ben niye göremiyorum bunları? Nereye gizleniyorlar? Peki ya barkot korkusuna ne demeli? Girdiğim mağazada acaba korsan mıdır? Acaba bunu aldığımda, sanatçıya parası ulaşacak mı, diye düşünmeden girebilecek miyim acaba? Sanatı seven bir insan olarak, sanattan uzakta yaşamak acı bir durum. Tiyatro, sinema, kitap, müzik, film; bunlardan uzak yaşamak kötü. Bana aslında gereken bir iş. Evet gerçekten de bir iş, öyle bir iş bulmalıyım ki, sanatsal faaliyetleri gerçekleştirebileyim. Operaya gidebileyim, tiyatroya gidebileyim, klasik müzik konserine gidebileyim, en sevdiğim favorim olan resim galerilerine ve müzik konserlerine gidebileyim, sinemaya gidebileyim. Gerçi konserler biraz tehlikeli oluyor ama ne yapalım. Nerede acaba bu kitapçılar, müzik marketleri, film marketleri? Nerede? Bu bilet satan yerler? Nerede bu galeriler, ressamlar, şairler, edebiyatçılar? Kaç kişi günümüz edebiyatçılarından tanıyor? Ancak televizyona çıkarsalar. Tamam demek ki haber vermek için çok güzel bir araçmış televizyon, o halde kanallar neden vermiyor. Televizyonda neden göremiyoruz? Bir edebiyatçı kitabını, bir ressam resimlerini, bir yönetmen filmini neden tanıtamıyor? Neden toplum böyle geri?
Açgözlü İnsanlar
April 27th, 2010 • Blog
Tags: açgözlü, açgözlü insanlar, dost, dost ilişkileri, insan ilişkileri, insanlar
Hep daha fazlasını isteyen insanlar. Her yerde vardır bu insanlardan. İsterler, isterler, ulaşmaya çalışırlar, istediklerini alırlar ama yetinmezler. Yürüdükleri o yolda, hep bir şeylere rastlarlar. Yeni şeyler, ilgilerini daha çok çeker onların. Ve inanılmaz bir çekişme yaşanır. Vazgeçmedikleri tek şey “istemek”tir. Aslında amaca yönelik bir uygulamada iyilerdir. Amaçları, istekleri. Bu insanlara yardım etmem. Asla! Çünkü hep insanı kullanırlar. En son bunlardan birisine, restimi çektim. Çünkü illallah dedirtti. İstedikçe istedi. Bunlar yanında birde “kullananlar” vardır offf of onlar daha beter. Çıkarları için yapmayacakları, etmeyecekleri şey yoktur. Sizi kullanana kadar öyle bir maske takarlar ki, ilk başta anlamak için çok tecrübeli olmanız gerek. Önce arkadaş gibi, sonra ricalar, sonra istekler, sonra da emirler.. Tabi yine de arada ne tür bir ilişki var, o da önemli.
